top of page
Blog
BK-judo-çizgi-sarı-04.png
Ara

Jigaro Kano ve Judonun Doğuş Öyküsü


Kano 1860 ‘da Mikage’de küçük bir kasabada doğdu. Kano’nun ataları aslında ‘Shinto’ rahibi idiler. Bu rahipler; Budist ustaları idi ve Konfüçyus öğretilerini yaymaktaydılar.

Kano’nun bir erkek kardeşi ve iki kız kardeşi vardı, o ailenin en genciydi . Daha çocukluk çağında iken bile insani duyguları çok yüksek olan bir çocuktu . Gayretler, zorluklar içinde çalışır etrafında ihtiyacı olanlara paltosunu, ayakkabılarını, harçlığını dağıtırdı, yorulmadan, usanmadan…

Bu harika çocuk 11 yaşına bastığında , tüm aile Tokyo’’ya taşındı. Burada geleceğin olgun yaratıcısı olacak çocuk hemen iki okula kayıt olup hızla tahsilini ilerletmeye başladı.

Okulda her derste çok başarılıydı ancak beden eğitiminde hocasının gözüne giremiyordu. Sınıf arkadaşları ona tepeden bakıyorlardı. Doğuştan zayıf ve çelimsizdi. Japon standartlarına göre bile zayıf ve küçük görünümlüydü.

O yıllarda jiu-jitsu çok sevilen bir spor değildi ve saygı gösterilmiyordu. Kano bu sporu yapmak istese de ailesi tarafından pek kabul görmüyordu, babası ve en iyi arkadaşları onun sakatlanmasından çok korkuyorlardı .

Bunlara rağmen Kano’nun pes etmeyen bir karakteri vardı . Diğer çocuklardan, okuldaki yabancılardan, yabancı öğrencilerden dayak yemek istemiyordu. Kano üniversiteye başladığında ilk eğitimi; ekonomi ve pedagoji oldu. Eğitimi sırasında iki önemli kişi ile tanıştı; Takaaki Kato ve Kumazo Tsuboi. Bu tanışma ileride oluşacak judo sporunun temel taşı oldu. Bu yeni arkadaşlarından birinin (Takaaki Kato) geleceğin Japonya başbakanı olacağını kim bilebilirdi.

Japon gençliği yasaklar yıllarından bıkmış batı düşünce ve fikirlere açık olarak yetişmek istiyorlardı. Avrupalılar gibi pantolon ,ceket giymeye başladılar. Böyle bir atmosferde tradisyonel giysiler ile judo benzeri savunma sanatları öğreten çalışmaları yanlış anlaşılmaktaydı. Gençler, kriket, baseball, rugby, basketboll, kürek çekme, jimnastik yapmayı daha çok seviyordu.

Genç Kano’nun iyi bir jiu-jitsu öğretmeni bulmak için tavsiye üzerine Tenshin Shinyo okulunun yolunu tuttu. Burada temel teknikleri ve öğretileri öğrendi. Hocaları Kano’nun yeteneğini keşfedip onu Uzakdoğu Hekimliği Üniversitesinde direktör olan ‘Fukuda’ ya gönderdiler. Gizli dövüş sanatlarını çok iyi bilen Fukuda, bu sanatı dini sebeplerden yaymak istemiyordu. Fukuda çok asil bir insandı ve bu yeni talebesine çok güveniyor ve sempati duyuyordu. Uzak doğu sanatlarında ilk ‘randori’ öğretilerini başlatan Fukudadır. Adına serbest çalışma diyordu ve öğrettiği tekniklerin defalarca tekrar tekrar fakat serbest yapılmasını istiyordu. Bu öğretiler temel teknikleri kapsıyordu. Sonradan bu teknikleri ‘shiai’ adını verdiği müsabaka gibi zorlu durumda yapılmasını istiyordu Fukuda. Kano burada inatla pes etmeden çalışarak sınıfın en iyisi oldu.

Kano’nun yaratıcı , yenilikçi, bilimsel ,etkileyici çalışması uzun sürmedi. Fukuda 1879 ‘da öldü. Vasiyetinde o güne kadar tuttuğu tüm gizli ve açık öğretilerin defterlerini Kano’ya miras bıraktı. Kano; Fukuda’dan eğitim aldığı yıllarda güvenilir bir kişi olan Kanekichi Fukushima ile daima buluşurdu. Kano’nun iki misli ağırlığındaydı. Fukushima balık toptancısı idi ve Fukuda’nın en güçlü en tecrübeli talebesiydi. Kano’nun iki misli ağırlığındaydı. Kano onunla yaptığı antrenman maçlarında galip gelemiyor, onun üstün fiziği karşısında yenik düşüyordu. Judo’nun gelecekte yaratıcısı olacak olan Kano, bu hantal rakibini yenmenin ,alt etmenin yollarını arıyordu, uykusunda bile…

Bir keresinde bir plan yapıp sınıfa geldi. Antrenmana her zamankinden önce gelip köşeye oturdu, potansiyel rakibinin hareketlerini, tekniklerini, girişlerini, yürüyüşlerini gözlemledi. Fukushima’nın antrenmanının sonunda Kano elbiselerini değiştirdi ve saygı ile onu selamladı. Onunla mücadele etmek için müsaadesini istedi . Fukushima kahkahalar atarak güldü ve ‘olur’ dedi. Fukushima birkaç galibiyet aldıktan sonra Kano onun 2-3 metre uzağında, sanki hiçbir şey yapamayacakmış gibi hareketsiz duruyordu, sakin ve emin!

Fukushima bir adım öne atıp Kano’nun elbisesinin yakasından tutarken, Kano çapraz elle (sağ elini sol elle tutma) onun sağ kolunu tutup sağ ayağını öne atıp onu öne çekerken diz çöktü ve o koca hantal rakibini sırt üstü yere yapıştırdı.

“ Gücünüz kuvvetiniz, süratiniz, tekniğiniz, dayanıklılığınız değil, bekli de sizi judoda başarılı kılan devam eden mücadeleniz ve savaşçı ruhunuz” J.K

Fukushima bir müddet yerden kalkamadı. Kano o günden sonra ‘Kuzushi’ denen şeyi keşfetti ve bunu yıllarca geliştirdi ve öğrencilerine öğretti. Böylelikle bir judo atışının en önemli parçasının DENGE BOZMA : KUZUSHİ olduğu öğrenildiği.

Harika bir müsabık ve öğrenci olan Kano; ‘Tenshin Shinyo Okulunda’ SHİHAN (master-hocaların hocası) rütbesine kadar yükseldi. Bu onun için çok önemli bir dönemdi. Erken kalkıp güneş doğmadan antrenman yapıyordu, üniversitede derslere giriyordu ve oradan DOJO’ya (DO yapılan yer) dönüp gençleri eğitiyordu. Jiu-jitsu hocası ve öncesinde iyi bir samuray olan Likubu ile tanıştı. Bu tanışma Kano’yu judoya bir adım daha yaklaştırmıştı. Likubu, Kano’ya yeni ve güzel teknikleri, tekniklerin prensiplerini, modern terimleri ve Kano’ya atletik bir yapı kazandırmıştı. Eski Samurai yokluk içinde yaşıyordu ve hayatının sonuna kadar jiu-jitsuya sadık kaldı. Kano, hocası Likubu’dan yalnızca tekniklerin mükemmelleştirilmesini değil ancak sabırla ve inatla çalışılıp başarılı olunabileceğini öğrendi. Bir yıl sonra hocası ona “sana artık öğreteceğim bir şey kalmadı” dedi. Sonunda TOKYO üniversitesi rektörü çeşitli spor branşlarında okulda gösteri yapılması için salonlara davet yazısı yolladı. Rektörün amacı öğrencilerin fiziksel becerilerini, bedensel ve ruhsal gelişimlerini artırmaktı.

Toplantı salonunda 100 kişinin katıldığı gösteriye jiu-jitsu okullarını seyretmek için 80 yaşındaki hocası ‘Tozuka’ da davet edilmişti. O zamanlar jiu-jitsu müsabakalarının hakemlik ve müsabaka kuralları henüz tespit edilmemişti. Bazı tutuşlar vardı ve rakip kurtulamadığında mağlup sayılıyordu veya müsabakaya devam edemediğinde mağlup oluyordu. Zaman sınırı da yoktu. Gösteriler bittiğinde ‘Master Tozuka’ oraya gelenlerin hepsine “Kimse müsabaka yapmak ister mi?” diye kükredi. Jigaro Kono bu fırsatı kaçırmak istemedi ve en güçlü sporcu ile mindere davet edildi. Ağır ve güçlü rakibine karşı yaptığı teknikler netice vermiyordu. Güçlü olmanın dışında rakibi çok teknikti. Sonunda Kano galip geldi ve rektörden hediyesini aldı. Cesareti ve tekniği ile başarılı olan Kano, bu müsabakadan sonra kendini bu savunma sporlarına daha çok adadı.


Üniversitedeki ağır derslere rağmen fırsat buldukça dojoya gidiyor hem öğretiyor hem de kendi çalışıyordu. 1882 yazında edebiyat hocalığı derecesini aldı. Japon üst düzey kişilerle tanışması bu tarihten sonra başlar. Hayali projesi olan judoyu tanıtmak ve hükümetteki yöneticilerle tanışma amacıyla bu üst düzey kişilere ders vermeye başladı. Aynı yıl, kendi öğrencileriyle birlikte Tokyo’da ‘Eishoji Mabedi’nde kendi okulunu açtı. Bu okul, tüm dünyada judocular tarafından bilinen ‘Kodokan’ dır. Kano’nun maddi imkanları çok kısıtlıydı dolayısı ile okulun fiziksel şartları da pek elverişli değildi.

Kodakan’ın açıldığı an ‘judo’’nun doğduğu an olarak kabul edilir. Bu japon gençliğinin ahlaki ve bedensel gelişiminde devrim yaratacak başlangıç niteliğindedir. Bu öğreti; kişilerin judo ve judonun ahlaki ve manevi değerlerini geliştirme ilkesine yönelikti. Kano’yu tanıyan ve çalışmalarını gelip izleyenlerin çoğu önemli sosyal mevkideki kişilerdi. Birçok öğrencisi de aristokrat ailelerdendi. Manastır rahipleri ve komşular Kano’yu ziyarete gelen bakanları ve üst düzey bürokratları gördüklerinde hayretlerini ve Kano’ya hayranlıklarını gizleyemiyorlardı. Rahipler “Kano burada çok uzun kalmaz” diye düşünmekteydiler. Bir gün mabedin direktörü Kano ve arkadaşlarını zorlu çalışmalar yaparlarken ziyaretlerine geldi ve “Kano; genç yaşına rağmen inanılmaz bilge ve olgun insan” dedi ve ilave etti “Tek kusuru çok hırslı, azimli olması ” deyip bürosuna döndü.


O yıllarda müsabakalar çok olağanüstü zordu, dojo küçüktü, öğrenciler gittikçe artıyordu ve istekleri daha büyük bir dojo’ya çıkmaktı.1883’de Kodakan ‘Eishoji Mabedi’nden ayrıldı. Yeni barınakları çok mütevazı bir yerdi. Bu dojo’ya tüm tatamiler (minder) sığmadı. Kano biraz inşaatla salonu büyüttü fakat sıkışıklık ve rutubete mani olamadı. Bir yıl sonra kano ve öğrencileri artık bu salona da sığmamaya başlayınca yeni bir salon arama çabası içine girdiler.Yeni yerlerini bulduklarında ise; Jigaro Kano, okulun girişindeki kalın kütüğe DO yemininin 5 kaidesini kazıdı ve yazıp boyadı.

5 EMİR 5 YEMİN

  1. Judo öğretilerine kanalize olunca ,mecbur sebepler olmadıkça (hastalık, sakatlık vb) çalışmadan asla kaçmayacağım.

  2. Judocu olarak asla onur kırıcı davranışlarda bulunmayacağım.

  3. Okulumun üyeliğine asla ihanet etmeyeceğim ve yalnızca çok mecbur kalırsam başka bir yerde öğretilerimi uygulayacağım.

  4. Sensei’nin izni olmadıkça başka bir yerde ders vermeyeceğime söz veriyorum.

  5. Hayatımım boyunca kodakan kurallarına talebe veya hoca olursam hoca olarak uyacağıma söz veriyorum.

Başlangıçta jiu-jitsu ile judonun farkını hiç kimse anlamamıştı. Eski ustalar araştıracakları yerde Kano’yu baltalamaya, bu yeni oluşumun tutmayacağına, batı düşüncenin bir parçası olduğuna , japonya’da yayılamayacağına, sistemin etkisiz olduğuna, tarihsel Japon savaş sanatlarının tradisyonel yapısını hiç yansıtmadığına inanarak judoyu kabul etmemişlerdi. Bir müddet sonra bu ustalar judoya karşı bir korku hissedip, Kano’ya karşı acımasız bir karalama kampanyasına girdiler. Kano’nun öğrencilerinin bu sporu tanıtmak için daha fazla çalışmaları gerekiyordu. Çok geçmeden çelik gibi, uzun, iri yarı 3 jiu-jitsucu, Kodakanın salonunda belirdi. Bunların kesinlikle diğer jiu-jitsu okullarından, ustaları tarafından meydan okuma maksadıyla yollandıkları aşikardı. Gelenlerden biri kendini ve arkadaşlarını tanıtma gayretiyle “Ben Daihachi İcikawa, bunlarda arkadaşlarım Matsugoro Okuda ve Morikiti Otake” dedi. Sanki kükrüyordu İcikawa. ”Sizin antrenmanınızı seyretmek istiyoruz, Bay Kano burada mı?” dediler.

Kano’nun öğrencisi Tsunejiro Tomita cevap verdi: “Hocamız (sensei) burada değil”. Sesi netti ve hiç diplomasi yapmamıştı. Tomita devam etti "Siz sayın misafirlerimiz sadece seyredip, sınıfın nasıl olduğuna mı bakacaksınız? Veya her zaman olduğu gibi bir kavga başlatmak arzusu ile mi geldiniz?" Kano’nun öğrencileri ziyaretçilerin onur kırma arzusu niyetiyle geldiklerini anlamışlardı. Daihachi lchikawa; Kano’nun öğrencileriyle maç yaparak jiu-jitsunun judodan çok daha üstün olduğunu kanıtlamak istiyordu. Kodakan yeminlerini hatırlayan Kano’nun öğrencileri, “Senseimiz müsade vermeden asla sizlerle maç yapamayız” diye cevap verdiler. Daihaci kışkırtıcı bir cevap verdi ”Zaten bu okulun en önemli özelliği dövüşten kaçmaktır.” Sonrasında Kano’nun diğer öğrencisi olan Shiro Saigo arkadaşlarına dönerek “Hadi bu arkadaşların bizlere meydan okumalarını kabul edelim” dedi. Rakibi ile el sıkışıp arkadaşları ile toplantı yaptı. Bunlara yenilmelerinin judo okulu için pek hayırlı olmayacağı, Kano’nun izin almadan müsabaka yapmalarına kızacağı, okullarının şöhretinin çok bozulacağını konuştular. Saigo maça hazırlanırken arkadaşları Yokoyama ve Yamashita salona girip durumu gördüler. Durum hiçte iç açıcı değildi. Kano bu maça ne derdi? Sonra 5 yemini etmişlerdi ve durum çok dramatikti. Saigo, içlerinde en iri yarı ve güçlü olan misafirlerden Okuda’ya nazikçe öne eğilip judo selamı verdi. Bu mindere davetin, müsabakanın başlayacağının nazik bir ifadesiydi. Okuda güçlü kolları ile Saigo’yu sola doğru hızla savurup ayağını dışarı açtı. Onu tatamiye düşürüp boğma, kırma vb bir teknikle üstün gelmek istiyordu ama nafile, Saigo bir lastik gibi dönüp kaçmıştı bu teknikten ve hızla rakibini sırtına alıp yere vurmuştu… Okuda’nın morali bozulmuştu ama sanki iki misli enerji ile ayağa kalkıp tekrar saldırmıştı Saigo’ya. Saigo bu sefer Kano’dan öğrendiği o müthiş tekniği uygulanmıştı OGOSHİ… Yere düşen rakibinin göğsüne de kasıtsız çarpmış, sanki onu mindere gömmüştü. Seyredenlerin duyduğu tek ses Okuda’nun inleme sesi olmuştu. Okuda öylece kaldı minderde. Bir süre sonra ayağa zorlukla kalkıp Saigo’nun önünde saygıyla eğildi. Kano daha haberi duymadan, galibiyet haberi Tokyo sınırlarından öteye yayılmıştı bile. Bu da Jigaro Kano’ nun öğrencisi Shiro Sargo’yu Japonya’da çok meşhur etmişti tabiiki judoyu da. NAMIK EKİN HOCA'NIN JUDO KİTABINDAN...

568 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page